Rita Huner`ın kesinlikle okuduğum en duygusal ve en sarsıcı kitabıydı. Rita Hunter`ın kalemi içinde eğlenceyi, bolca nüktedanlığı bulunduran, aynı zamanda hikayede naifliği, duygusallığı ve hüznü içerir. Bu kitap bariz farkla diğer kitaplardan farklı. Bunu anlamak için konusuna bir göz atmak bile yeterliymiş. Ancak ben nasıl olsa harikadır dedim konusuna dahi bakmadım. Hiç pişman değilim.

     Emily aşık olacağı adamı bir başkası ile evlendiği gece odasına giderken gördü. Sanırım bu bir insan için en büyük talihsizlik. Gerçi babasının ardından kocasından da şiddet gören biri için talihsizlik kelimesi pek bir şey ifade etmez. Hatun nasıl bir bahtsızsa kocadan yana da şansı gülmedi. Üstüne bir de kocası olmayan bir adama aşık oldu. Kaldı ki evlendikten sonra bile ailesinin ona olan eziyet etme durumu bitmedi. 


     Emily çocukluğundan beri bir hanımefendi olmak için yetiştirildi. Oyun oynamak, onun için çizilen sınırların dışında hiçbir şeyle ilgilenemez, her zaman itaat etmek zorunda. Yoksa suçlanan, cezalandırılan o oluyor. Babası, annesi ve kız kardeşi hepsi birbirinden kötü ve bencilken ailede tek o temiz ve güçlü kalmayı başarmış. O kadar güçlü ki, kendine olan inancı, hayata olan inancı o kadar güçlü ki her zaman zarif, dik başlı, pes etmeyi bilmeyen bir kadın. Susturulmaya, baskıya, aşağılanmaya alışmak diye bir şey olmayacağını göstermiş. Ne kadar tarihi aşk romanı olsa da resmen bizim toplumumuzun izlerini taşıyor. Gerçi kadınların aşağılanması, hırpalanması toplum gözetmeksizin devam edip duran, yılların değiştiremedi tek şey diyebiliriz. Emily dair sevmediğim tek şey olan sabrı ve sonuna kadar direnmesi ise onun en güçlü silahıydı. Beni sevmemem sebebi kesinlikle gördüğü muameleden dolayı öfkeli olmam ve onun bu hayatının suçlularını kaşık kaşık suda boğmak istemem. Hayır insan hanımefendiliği, o cool havayı bir dakik bozmaz mı? 


     Kadın karakterden o kadar çok bahsettim ki Resmen biricik Marcus`u unuttum. Marcus kitapta uzunca bir süre gizemini sürdüren, bu adam kim, nerden çıktı diye sizi delirten sert, korumacı, bazen yaralayıcı olacak kadar da kaba. İçlerinde bulundukları durumun garipliği ile her ne kadar Emily`nin dezavantajına olsa da kızı çoğu kez haksız yere suçladı. Ne kadar suçlasa da onu korumaktan da geri durmadı. Resmen onu biri yaralayacaksa bu ancak ben olabilirim dedi adam. Her ne kadar kızsam da kıyamıyorum ben bu adama. Çünkü hayatında o da kendine düşen şiddeti çekmiş. 


     Kitap ikili üzerinden ilerlemesine rağmen farklı yan karakterleri ve sona doğru ilerlerken de artan bir aksiyonu mevcut. Ancak kitapta bazı şeyler çok hızlı gelişirken, bazıları deveye hendek atlatmaktan daha zordu. Misal duygulardan bolca bahseden bu kitapta Marcus bence çok çabuk aşık oldu. Yani böyle ona inanmıyorken güvenmiyorken duygusal olarak bir şeyler hissettiğinden hiç bahsetmemişken bir anda aşık oluverdi. Duygusallığı güzel iken ayı zamanda kitabı ağırlaştırmıştı. Evet kalemi yazarın güçlenmiş, ancak sanki çizgisinden çıkmıştı. Yani o hikayelerindeki güldürten kıkırdatan etki yoktu. Bende güldüren etkisi olan kitapları sevdiğim için bu kitabı itiraf ediyorum uzun sürede bitirdim. Okurken sık sık düşündüm, yazara ne olmuş acaba kötü bir dönem mi geçirdi diye ama bir yandan da kendini tekrar eden yazar olmasından daha iyidir diye düşünmeden edemedim. 


Önceki kitaplarına göre daha farklı bir karakter yelpazesi ve işleyişi olması zor alıştırsa da sevdim kitabı. Sadece ne bileyim duygusal şeyleri okumayı pek sevmediğimden olsa gerek biraz içinde gülümsetecek şeyler aradım. Tabi diyalog seven biri olarak ben bir sonraki kitabı için daha fazla diyalog diye yalvarabilirim. İyi bir yazardan iyi bir kitap okumak isteyenlere tavsiye ederim.