Bir kitabı almak için belli başlı sebeplerim vardır. İlk olarak kitabı zaten uzun zamandır bekliyorumdur. İkinci sebebim konusunu beğenmişimdir. Üçüncü sebep her yerde karşıma çıkıyordur. Dördüncü sebebim kapağına vurulmuşumdur. Beşinci sebebimse önereni çoktur. 


         Sevecek Biri içinse kapak ve young edault türünde olması almam için sebeplerimdi. Ama daha ilk bölümde şok yaşadım. Kitabın kapağının renk tonlarına bayılan ben, karakterlerin fiziksel özelikleri kapağa uygun beynime kodladım.  Ancak anlaşılan kapağı tasarlayan arkadaşın karakterler hakkında gram bilgisi yok. Çünkü hatunun saçlar siyah. O kapaktaki karamel saç rengini başka kitap için hazırlamışlarda yanlışlık olmuş gibi. Kitabın bi yerinde kız kuaföre gidince dedim artık bu saç rengine kavuşacak heralde. Ama sonra ne oldu saç rengi beğenilmedi hop eski haline döndü. Çocuk kızı anlattığında ne zaman siyah saçları dese “Kim be bu kız ? Bizimkine boynuz mu takıyor bu?” dedim durdum.


        Son Çarem ve benim son çırpınışlarım. Bir serinin sonuna daha geldim. Gerçi seriye ait bir kitap daha var ama yazacak kim kaldı bilmiyorum. Kaldı ki karakterler kim tanımıyorum, sanırım. Hellions of Halstead Hall serisi Sharpein çocuklarına başlarında olan tek büyük büyükannenin verdiği ültimatomla başlıyor. Eğer beş kardeşin beşi de bir yıl içinde evlenmezlerse  sahibi olduğu bira fabrikasını ve mallarını onlara koklatmayıp. miras hayallerini suya düşürecektir. Kardeşler tek tek evlendiler ve sona en küçük çocuk Celia kaldı.  Seri den bi haber olanlar için kullanma kılavuzunu da verdiğime göre kitabı ballandıra ballandıra anlatmaya geçebilirim.


Tatil dedim sürekli okurum, izlerim gezerim dedim ama bi baktım iş, büt ve bulduğum her dakika gezme oluş. Biricik kardeşime kavuşunca kitap okumayı bile istemez oldum. Ama okumayı da kardeşim kadar özlemişim onu fark ettim. Ve Lisa Kleypas karşı meğer aşeren hamile kadın gibiymişim. 


         Lisa Kleypas en en sevdiğim yazarlardan biridir. Wallflower serisi ise inci tanem. Ama Hathaway serisi insanın okumadan geçemeyecekleri arasında. Yazarı sevdiğim için her kitabını gözüm kapalı okurum. Bundan da pişmanlık duyduğumu hiç görmedim. 


       Her yerde onu görmek bu olsa gerek. Kafamı nereye çevirsem karşımda İlk Öpücüğün Büyüsü. Kitapçıya giderim ilk karşıma çıkmalar falan… Eee kitap bu kadar ısrarla karıma çıkınca bende sonunda büyüsüne kapılıp aldım. Sonuç sevdim ben bu kitabı. Yalnız uyarmadı demeyin kitabın kapağı pekte mantıklı değil. Yazlık mekan, tatil yeri hikayesi gibi gelse de bi baktım New York`da dolaşıyoruz.


         Kadınlar hatta her şeyi unuttukları idda edilen erkekler bile ilk öpücüğünü ve karşısındakini unutmaz. Evlilik yıl dönümü, yok tanışma günü falan kadınların aklına çakılı olup erkeklerin unuttuğu şey. Ama bu tarih değil ki unutasın. İlk aşk, ilk öpücük… Hele de, ilk öpücüğünüzü ilk aşkınızla yaşadıysanız mezara girmeden önce film şeridinin en güzel yeri olur. Alexa`nın talihsizliği de tüm bu ilkleri bir adamla yaşadıktan sonra kalbi kırılıp vahşi doğada yapa yalnız bırakılması. Nick onu vahşi doğada bırakmasa da dalga geçip çekip gidiyor.


      Kusursuz insan yoktur. Kusursuz karakter vardır. Ancak yazar b değişiklik yapıp her şeyden sıyrılmış ve kendine kusurlu karakterler yaratmış. Kitabı indirimden almıştım. Yaklaşık bir yıl oldu herhalde, konusunu, kapağını görüp okumak istemiştim. Kitap alışverişimde kendilerini dahil edince ilk ondan başlamamak olmazdı. Başladım da ne oldu? Kitap hakkında yine kafam karışık.


       İlk konuya göz atacak olursak; Edwina isimli kadın kahramanımızın yolu fare avcısı Mick Tremore ile yolları bir terzide kesişiyor. Bayan terzisinde adamın ne işi var oldum ilk ama baktım ki adam işini yapıyor ve fare yakalamak için uğraşıyor. Mick farenin peşine düşmüşken gözüne bir çift bacak takılıyor ve çiftimizin mutluluğunu bu bacaklara borçluyuz bence. Gördüğü bacaklar tabi ki Edwina`ya aitti. Neyse bizimki fareyi yakalıyor ama bacağın sahibini de gözden kaybettiğini fark ediyor ve iş işten geçmiş oluyor. Terzinin yardımcısıysa adamı yalnız yakalayınca fırsattan istifade tabiri caizse adama kızışmış boğa gibi saldırıyor. Edep medep kızda hak getire. Adam jartiyeri başka kadına yolluyor ama kızın aklını son elbiseyle dikip yolladı herhalde. Kız adamı soyup bide üzerine babasına yakalanınca  Mick yakası paçası açık –paçası olmasa da fermuarı açık – koşturmaya başlıyorlar.

         Hayallerimin şehri Londra`da başlayıp, rüyalarımın şehri Paris`de son bulan kitap…


          Öfkeliyim hem de çok. Yazar bu kadar iyi yazdığı için kızgınım. Karakterler birbirlerine bu kadar aşık diye de kızgınım. Sonuna kadar vaz geçmeyip ümit etmeye devam ettim diye kendime de kızgınım. İşte bu sebeple aylar önce bi gecede okuduğum bu kitabı yorumlamak için bu kadar çok bekledim.  İnsanın üzerinde öyle bi iz, etki bırakıyor ki toparlanma için insanın belli bir süreye ihtiyacı oluyor.


         Bir BDSM türü kitabın yorumuna daha geldik.  Elli ton ile başlayan patlama malumunuz. E okuyucuda bu durumdan nasibini alıyor. Tarihi aşk romanları favorim. Ama Elli Ton`la bende bu türü o kadar çok okumaya başladım ki artık fazla yada fazla üst üste geldi. O yüzden yorumu okurken iyi başlayıp kötü bitirirsem anlayın ki kitaba haksızlığa başladım. Bu bendeki  tükenmişlik hissi. Bu yüzden biraz ara vereceğim bu türe. Yani bu uzun süre görebileceğiniz son BDSM türünde kitap yorumum.


        Hikayenin kahramanı Regina Finch çocukluktan beri hayali olan New York Halk Kütüphanesinde çalışmaya başlar. Kendini buna adamış, eğitimi almış ve annesinin iplerinden kurtulup özgürlükler şehrine adım atmıştır. Bu kız yıllardır annesinin baskısı altında kendinin de farkına bir türlü varamamıştır. İşte burda ilk klasiğimizle karşılaşıyoruz. Kızımız bu baskılar altında, hedefine de bi o kadar odaklıyken erkek ırkından  tamamen uzak durmuş. Kendi güzelliğinden de kesinlikle bi haberdir. Masum,  bakire, güzel, utangaç hatun dörtlüsü…