Listelere hasta bi tipimdir. Sürekli lista yaparım ama sonra bırakın kontrol etmeyi varlığını dahi hatırlamam. Ama her yıl yaptığım listeler fix menüdür. Ama gelin görün ki bir arpa boyuilerleyememiş bi halde yılların eskimeyen başarısızlık listemdir.
Bu sene iki listem var. Biri yapmak istediklerim biride yapmaya cesaret etmem gerekenler.



      Kitap elimde toz bezi oldu. Uzun zamandır ilk defa bi kitabı böyle uzun bi sürede okuyup bitirmeyi beceremedim. Okul, projeler, iş, kurslar derken ne olursa olsun fırsat yaratıp kitabı bitirmek için yırtınan ben bu kitapta öyle bi çaba harcamadım. 


     Kitaba ödevimi tamamlamaya çalıştığım uykusuz bi gecede yatmadan önce bişeyler okuyayım psikolojisiyle başladım. Bi yirmi sayfa falan okudum. Üşenmedim not aldım olaya hızlı girdi akıcı sanki diye. Ama sonra o akıcı dediğim kitap gitmedi bi türlü. Bana bu ara harbiden bişey oldu galiba. İçinde aşk geçen tüm kitaplar canımı sıkıyor beğenmez oluyorum. Halbuki en sevdiğim tür.


     Zevkli olan her şey günah. Ne zaman bi çıkıntılık yapsam aklıma gelen bu. Ve bu adamlar cidden Günahkarlar. Ve ben bu adamlara bayıldım. Her biri birbirinden sevilesi, tapılası. Baştan çıkaran, hayaline dokunmak gibi bişey. 

            Kaçak Yolcu`yu tek bi cümleyle tanımlarsam ”Nutella gibisin”!!!!!


       Kaçak Yolcu bende ismi gibi bi kaçış oldu. Bela, uğursuzluk, talihsizlik, kader ne dersen de bende bunlardan çok.  Proje ödevimi yumurta kapıya geldi durumuna getirdim tabi ki. Ve işler sürekli ters gitti. Bir noktalı virgül yüzünden oluşan hatayı bir buçuk saat aramam üzerineyse ağladım. Yedek almadığım için, giden kodların arkasından kahroldum. İşte bu noktada kafayı sıyırmamak içinse Kaçak Yolcu`ya sarıldım. Bela, uğursuzluk, talihsizlik, kader ne dersen de bende bunlardan çok. 

          Kitap uzun zamandır elimde, ama  seriye sekizinci kitaptan başlayan yayınevine inat beklettim beklettim ama sonunda dayanamadım okudum. James Mallory`in hikayesi ise en çok merak ettiğim hikayeydi. Kaçak Yolcu`yu okumadan çok önce okuduğumdan bu kitabı sayesinde James`in hikayesini az çok öğrenmiştim. James Mallroy`in evliliğinden sonra seri birden Mallory-Anderson serisine döndü. Andersonlar beş erkek bir kız kardeşler ve tahmin edildiği gibi James kızı kaptı.


           Bu kitapta James`ın kayın biraderi Drew`in hikayesini okuyoruz. Gabriella Brook annesi öldükten sonra açık denizlerde ticaret yapan babasını bulmak için denizlere açılmasıyla hikayeye start veriyor. Babansı bulması baya macerayla gerçekleşiyor ve sonunda ne gördün tüccar baba olmuş korsan baba. Adam meğer yıllardır karısını ve kızını toplumun baskısından korumak adına yaptığı işi saklıyormuş. Bi kaç yılı babasıyla geçirdikten sonra adamın kafasına dank ediyor kızının evlenmesi gerektiğini ve kızını paket yapıp ona borcu olan korsan arkadaşı James Mallory`e postalıyor. James ve eşi burada sahneye giriyor. James`in eşi onu ziyarete gelen kardeşi Drew`le seyahate çıkacakken kapılarına gelen kızla ilgilenmek zorunda kalıyor ama James gidemedi diye üzülen karısına kıyamayıp hiç anlaşamadığı kayın biraderini kalmaya ikna ediyorlar. Drew partilerde bayanlara James yerine eşlik etmek zorunda kalıyor, çünkü korsanımız böyle ortamlara gelemiyor. Gab`le Drew birbirinden kaçmaya çalışıyo ama yok. Sonunda Drew kızın evlilik listesinde birinci aday oluyor ama adam oralı değil. Şayet kızı sadece sevgili olarak istiyor ve o bi korsan olduğuna göre masum bi kızda değil hani. Kızın başkasıyla evlenmesine de dayanamayıp kızın korsan babasını ortaya atınca kızın tüm evlilik şansını da öldürüyor. 


        Fantastik bana iyi geldi. Uzun zamandır o kadar çok aşk okudum ki kusma noktama geldiğimi fark etmemiştim. Okuyorum okuyorum kitapları beğenmiyorum. Ama haksızlık ettiğimi de biliyorum. Bu yüzden uzaklaşmak için sipariş verdiğim Gölge ve Kemik yıllarca çikolata yememiş bi insana nasıl gelirse bana da öyle geldi.


          Seninle Başım Dertte kitabını okuduktan sonra bu Mallory ailesine bayılıyorum. Kız bu kadar harika akrabaları olduğu için gerçekten çok şanslı. Tabi okurken en çok iki bekar çapkın dayısının hikayesini merak etmiştim. Özellikle Regina`nın en sevdiği dayısı Antony`i. Zaten uzun bi seri olup yurt dışında 10 kitap basılmışken, bana sadece yayın evinin Antony`in hikayesini basmalarını beklemek kalmıştı. Kitap sonunda çıktı ama ben bi türlü alamadım. Sonunda  Antony`in hikayesine kavuştum.  Kitap elimin altındaydı ama bu kez de bi kaç sayfa okuyup olayları yanlış anlayınca hevesim kaçtı ama sonuç olarak okudum.


       “Bunu senden beklemezdim!” lafı varya biri çevirsin yazara twit atıcam. Kasey Michaels  Daughtry Ailesi serisini ilk iki kitapla bana çok sevdirmişti ama son kitabıyla hayal kırıklığını bırakın, acaba yazarın okumayı söktüğü zamanlardan kalma bi yazısı mı diye düşündürttü. Ağır eleştiriyo olabilirim ama derin hayal kırıklıkları içerisindeyim.


      Daughtry Ailesi amcalarının ölmesi üzerine Rafe Daughtry`nin dük olması ve ikiz kız kardeşleri Nicole ve Lydia`ya sahip çıkmak üzere savaştan dönmesiyle başlıyor. Rafe kendine çocukluk arkadaşıyla mutlu mesut bi yuva kuruyor ilk kitapta. Ve yazar öyle bi çekici yazmış ki satırlar akıyor. İçine bide polisiye olaylar koyup merakı da kabartıyor.  Sizlerde ikiz kardeşleri merak etmeye başlıyorsunuz çünkü kitapta doğal olarak sıkça geçiyor.

      Her yıl liste yaparım kendime. Ama geçen sene yayınladığım 2013 yazısıyla listemi değiştirmiştim. Gerçi hala liste yapıyorum ama bide toplumun ve benim kendime çizdiğim sınırların dışında bi liste yapmaya başladım. Bu benim özgürlükler listem. Hani aklınızdan geçirip yapmak için deli olduğunuz anacak bi türlü kendinizden sıyrılıp yapmaya cesaret edemediğiniz liste.


      Geçen seneki liste maddelerimin kritiğini yapmak istiyorum. Böylece 2014 listem için eski defterleri kapatmış olurum.  İlk madde numara verme olayıymış. Evet hala yapamadım. Hatta isteseler de yapamadım. Neden derseniz aklım o arapsikopatça çalışmaya başlıyor. Tanımıyorsun etmiyorsun, ya sapık katil çıkarsa. Ya gece bi yarısı uykunun güzel kısmında arar uyandırır sende psikopata bağlayıp çocuğu kesersen. Uyku değerli sonuçta…


      Ahhh galiba aşık oldum. Ne galibası yaa ben kesinlikle aşık oldum. Sağolsun Jamie Mcguire yazdığı her karaktere beni aşık etmekte usta. Yazarın ilk olarak Tatlı Bela kitabını okuduğumu ve adama deli divane aşık olduğumu söylemiştim. Ayaklı Bela`yı da okudum ama laf aramızda tembelliğimin kurbanı oldu. Ama Araf`ı tembellik kurbanı etmeden hemen yazmak için bilgisayarımın başın kuruldum. 

     İskoçyalı`nın Kollarında`yı okumuştum. Bi kaç beyaz dizisini okumuştum. Ama Maya Banks`tan bu performansı beklemiyordum. Sıcak çıktığı andan beri okumak istiyordum ama okumasam da olurdu hani. Ya erotizm türünde kitaplardan fena halde sıkıldım değişikliğe ihtiyacım vardı ya da kitabı gerçekten beğenmedim.


      Kitabın konusundan bahsetmek gerekirse Gabe adında zengin yakışıklı bi iş adamı var. Bunun bide Jace ve Ash adında da çok yakın arkadaşları ve iş ortakları var. Bide bizim bu Jace`in onlardan on dört yaş küçük kardeşi Mia var. İşte filmin can alıcı kısmı da burada. Mia adama aşık, adam yıllardır kızı istiyor ama büyümesini bekliyor.


     Gabe Mia`nın büyüdüğü kanaatine varınca Jace`den gizli kızın aklını çeliyor. Onun asistanı olmasını sağlıyor. Tabi önüne cinselliğe dayalı bide anlaşma koyuyor. Biz Elli Tonda Ana`ya o kadar laf ederken bu yılladır beklemenin heyecanıyla hemen kabul etti. 

      Bekledim bekledim ve sonunda muradıma erdim. Kitabı başladığım gecenin sabahı bitirdim. Çünkü lanet olası kitap sürekli merakınızı kamçılıyor. Okurken kafamda ki tek belirgin soru America Aspen`ı mı,  Maxon`ı mı seçecek. Bu arada olan olayların, isyancıların falan yaptıklarıysa teferruattı. Çünkü açık açık söylüyorum ben kitapta sadece kimim seçileceğini merak ediyorum. Çünkü hatunun kafası fena halde karışık.


      Beni Seç `den sonra kitap bittiği yerden başlıyor. Beni Seç`de ilk önce kızı onun iyiliği adı altında bırakan, ardından saraya muhafız olarak gelen Aspen olayları karıştırmıştı. Çünkü tam America Maxon`a karşı bi şeyler hissetmeye başlamışken Aspen`ın olaya maydanoz olmasıyla okuyucuda America`da iki arada bi derede kaldı.  Durumda sanki Maxon kendine eş değil de, America prenses olmuşta kendine eş seçiyor durumuna döndü.

     Kitabı ben yazmadım ama ben yazmış kadar benimsedim. Asude ile Tüyap kitap fuarında tanıştım ve kitabımı imzalattım. İtiraf ediyorum bu benim kendim bizzat imzalattığım ilk kitabım sırada bekleme işinden nefret ediyorum. Bu kez bekledim ama vizelerim vardı ve eve gidip çalışmam lazım ama bi dolu sıra vardı. Ama Asude beni kırmadı ve hemen imzaladı. İşte kalbimde taht kurduğu an. Öncesinde kitap tanıtımını görüp face sayfanı bulmuştum. Baktım Face`de ki sayfasından hikaye yazarken keşfedilmiş, daha önce yazdığı iki kitabı(hikaye diyesim gelmiyor harika kitaplardı) hemen okudum. Sıra beklemeyi göze aldığımı düşünürseniz bayıldığımın farkına vardınız demektir.


      Türkler tarihi aşk romanı yazamaz diye düşünürken Rita Hunter (Zeynep Avcı) ve Asude sayesinde ne kadar yanıldığımı gördüm. Asude bi çok yabancı yazara taş çıkarmış. Nasıl Judith` i, Julia`yı, Lisa`yı düşünmeden okursam onu da artık düşünmeden okurum. Gül ve avcı gerçekten çok güzeldi. Hem konusu, hem dili, hem de kapağı. Hatta kapağı efsane… Favori kapaklar listeme resmen bir numaradan giriş yaptı.