Ben küçücük bi kızken hatta annemin tabiriyle küçük bir canavarken evde sürekli kuşlarımız olurdu. Ben kuşsuz zamanımızı hatırlamıyorum. Hayvanları bide rahat bırakmazdım. Muhabbet kuşları olunca bide hayvanla bi Tarkan bi Duduş bide cadı diyorlardı. Sonra son kaçan kuşu ardından –benim bu işte parmağım yok- annem çok üzülüp günlerce depresyona girince babam duruma müdahale etti. O günden sonra eve kuşta giremedim. Sonra ne ara oldu bilmem ama ben evcil hayvanların türlüsünün geçtiği evde büyüyen ben hayvanlardan korkar oldum. Kuşa o sürekli öptüğüm kuşa dokunamaz oldum. Galiba bi beyin travması geçirdim. Yoksa başka açıklaması olamaz diye düşünüyorum.

        Pembe dizi izlemeyen insan yoktur. Erkekler bile iddalıyım bir bölüm iki bölüm izlemiş, daha doğrusu izlemek zorunda bırakılmışlardır. Sonuçta annesi, ablası izlerken pembe dizilerin ezici etkisine mağruz kalmışlardır. Ee bende küçükken izlemedim desem yalan olur. Şimdi olsa izler miyim? Kendimi biliyorum garanti izlerim. Çift istisnasız ayrılıklarına kadar izler sonra bırakırım. Ne kadar salakça desem de içimdeki öküz arada bir romantikleşebiliyor. Vahşi Güzel, Rosalinda bunlar ilk okuldayken arkadaşlarımla dünkü bölümü izledin mi muhabbetlerimdi.



Not: İlk iki paragrafı atlayabilirsiniz. =)


      Uzun zaman oldu ne animasyon izledim nede yazdım. Görüldüğü üzere animasyon seyretmeye bayılıyorum. Hazırda tatile çıkacakken bi kaç gün bi şeyler yazmadan gitmeyeyim dedim. Gerçi bu tembellikle çok çokta blogla ilgilendigim söylenemez ama tatil ya bu gitmeden önce bi sorumluluk gibime geldi. Yada bencil, gösterişçi tarafım hazır tatile gidiyorsun bahsetmeden geçme demiş olabilir. Anlayacağınız uzun zamandır tatili beklerken artık milletin nasıl “Buraya gittim, şuraya gittim. Hahahaha!” dırdırını çektiysem gitmeyenlere konuşup beyin eti yememek için buraya yazıyorum. 


      “Aile toplumun en küçük temel birimidir” gibi sözlüksel zırvalıkları bi kenara bırakın. Tabi diziyi sevebilmek için. Gerçi dizinin sevilmicek tek bölümü dakikası yok. Bu ara, hatta uzun süredir favori dizilerimden biri. Bende televizyon izleme gibi bi alışkanlığın ‘a’ sı yok. Dizileri –Türk dizileri izlemem gibi bi politikam var. Adamlar bir tmm dedirtmek için bile 303946 kareden çekip iyice dramatize edip zamanımı çaldığı için nefret ederim.-  netten izlerim. Belli saatte tv başında olma zorunluluğunu Allahtan teknoloji bitirdi. Yoksa benim zavallı annem 452632 diziyi aynı anda nasıl takip edecekti. 


     Shameless`ı ilk CNBC-E de gördüm. Rastladıkça şöyle böyle izliyordum. Bu sene 3. Sezonu gece tv başına geçip salak saçma ödevlerimi yaparken izledim. Tabi yarım yamalak bile kalmayan İngilizcemle sık sık ekrana bakmaktan ödevlerim bitmek bilmedi. E bide diziyi ilk günden beri izleyen sevgili arkadaşım Sum var. Kıza ben öyle diyorum yoksa bildiğimiz Türk hatunu. Hoşlandığı çocuğun çıktığı Moldov var bide. Sılav ırkından ne kadar nefret ettiğimi bi kez daha hatırladım bak.

     Bi insan hiç tanımadığı bir insana aşık olabilir mi? Ben oldum. Yani bu ilk değil. Hayır kanlı canlı bi tipe de böyle aşık olmuştum. Peşinde koşup tanışmak için bi yerlerimi yırtmıştım. Sonra ne kadar yırtınsam da olmayacağını anladım ama yaptığım mallıklar yanıma kaldı. Bu arada tanıştım da işler umduğum gibi bitmedi. Neyse bu benim ikinci kez tanımadığın bi adama aşık olma vakam üzerine. Esasen onu çok yakından tanıyorum. Tek sorun onu kafamın içinde canlandırıyo olmam. E bide adam beni tanımıyor.