GÜNAHA DAVET

/
0 Yorumlar
      Çıktığından merak ettiğim kitaplardan biriydi bu da. Sylvia Day`in Crossfire serisinin Türkçeye çevrilen üç kitabını okuyup işte bu demiş bulunmaktaydım. Modern yazanı tarihi de tarihi yazanı modern dünya üzerinden satırlardan düşünmeyi bi türlü beceremem. Ama nasıl oldu anlamadım Julia Garwood`a başaramadığımı Sylvia`da başardım ve okudum. Kitabı modernden ayıran bence bi elektrik, bide motorlu taşıtlar.


       Hemen konuya girip kendimi kaptırıp özetlemek ardından da az çok yorum yapmak istiyorum. Jessica ve kardeşi Hester  ile kitap başlıyor. Jessica Benedict adından bi varisle evlenecek ve sonsuz mutluluğa çıkacak. Normalde olayların aynen böyle olması gerekiyordu. Ama yazar anlaşılan damatta hata yapmış. İlk önce Benedict`le kızı mihraba götürüryo ardından kızın aslında Alistair`de gönlü var. Olayları sağ elle sol kulak tutma şeklinde karıştırmış bulunuyorum ama aslında tamamen basit. Ben yazara en başından adamla kızı yapmadı diye kızgınım o yüzden bütün bu huysuzluğum. Jessica bizim erkek kahramanımız olan çapkın, uslanmaz, sınır tanımaz, bi ailenin dördüncü çocuğu olan Alistair`den iki yaş büyüktür. Ama aşk yaş tanımaz olduğu için bu çocuktan hoşlanmasına engel olmaz.  Ancak bunu bırakın birine itiraf etmeye kendine bile fısıldamayı başaramamış halde. Alistair Jessica`nın nişanlısının kardeşi olan Michael`in yakın arkadaşıdır ve oda Jessca`dan hoşlanmaktadır.


       Düğünden bir gece önce Alistair bi başka kadınla mahrem -anlayacağınız iş üstünde-  Jessica`ya yakalanıyor. Kızın bağırıp çağırmasını ya da yakalanmadan tüydüğünü umuyorsanız yanılıyorsunuz. Kızı sadece Alistair görüyor  ve kızdan kalmasını isteyince kız da kalıyor. Hatta gördükleri bariz bi şekilde hoşuna gidiyor. Kaçmak aklına gelince de nişanlısını gördüğü yerde baştan çıkarıyo. Zaten sonrasında evlilik ve yedi mutlu yılın ardından ölüm bizi ayırıncaya kadar kısmının Azrail tarafından uygulamaya konulması. Benedict ölüp sevgili eşini bu dünyada yapa yalnız bırakırken yine onu düşünüp bide ona uzaklarda bi çiftlik bırakıyor. Kızdan çiftliğiyle ilgilenmek için yola çıkmaya karar verince abisinin yerine geçen Michael sevgili arkadaşı Alistair`in gemilerinden birinde yolculuk yapacak olan yengesini arkadaşına emanet ediyor. Bu tam anlamıyla kuzuyu kurda emanet etmek değil bence çünkü kızda pekte kuzu havası yok. Tabi Alistair`in yedi yıl önceki o geceden beri kızın hayalini kurduğu düşünülürse ayağına gelmiş fırsatı değerlendirmeye koyuluyor. Bugüne kadar kızın mutlu bir evliliği var diye, ondan uzak durmak adına kendini sürgün etmekten anında vazgeçiyor.


      Alistair kızın yedi yıl boyunca hayalini kuruyo da Jessica farklı bişey yapıyor sanıyorsanız çok büyük yanılgılar içerisindesiniz. Evet mutlu, hatta kısır olmasına rağmen adam sesini çıkarmıyor ve onu sevmeye devam ediyor, mutlu ediyorsa da karı koca arasında saygıyla çevrelenmiş bi tabuda yok değil hani. Tüm bunların altında kız Alistair`le yaşanan yedi yıl önceki olayı sürekli kafasında evirip çeviriyor, arzusunu besleyip duruyor. Bu uzun gemi yolculuğundaysa ateş barut misali varacakları nokta belli. Ama kız o noktaya gelene baya adamı uğraştırıyor. Çünkü kız yıllardır doğru davranıyor ve yanlış yapınca cezalandırılıyor. Cezayı açıklarsak çocukluğunda babasından az çekmemiş. İkisinin de geçmişi pek parlak değil hatta berbat halde. Adam ta en başından kıza geçmişini sayıp döküp neyle karşılaşacağını söylerken kızı adam azar azar öğrenebiliyor. Kitabın özelliklede son elli sayfasında olaylar iyice birbirine karışmış yumaklara dönüyo.çünkü karakterle birbiriyle savaşmayı bıraksa da çevresel faktörler ortaya çıkıyor.


     Kitapta bir yandan da Hester`ın hikayesi anlatılıyor. Aşık olduğu adamla evleniyor ve başta her şey gülük gülüstanlıkken adam zamnla iplerini kaybediyor ve kızın eziyet dolu hayatı başlıyo. Kimseye hatta ablasına bile durumu çaktırmamak için uğraşırken gençliğinden beri ona deli divane olan Michael ise durumu seziyor. Hester ve Michael` ın birbirine uyduğu aşk çok duygusal ve Jesler gibi arzu barındırmıyor ama insan deli gibi merak ederek okuyor. Ben açıkça en çok onların aşklarını sevdim. Çünkü çaresizlik ne demek en çok onlar tadıp dayanıyorlar.


      Gelelim fasulyenin faydalarına. Kitabı sevdim ama şu deli gibi sevdiklerim arasına giremez. Tabı bunun bu yazıyı okuduktan baya sonra yazmamın etkisi de olabilir çünkü bayıla bayıla okuduğumu hatırlıyorum. Ancak hatırladığım bişey daha kitabın büyüsünün Jes`le Alistair yatınca bende bozulduğuydu. Çünkü ondan öncesi çok daha duygusal gelmekle birlikte, aralarındaki aşkı daha çok hissediyordum. Yattıktan sonra daha çok tutku oldu. Bide kitap onlar yatıp kalkmaya başlayınca fazla atlaya zıplaya koştura koştura finale doğru gitti. Yazar Crossfire`da bi günü uzun uzun anlatınca bu ara hep bu tip te ince detaylı günler anlatılan kitaplar okuyunca bi başım döndü.


      Kitabı sevdim, Alistiar`a aşık oldum. Kıza kıskançlık etkisiyle gıcık oldum diyebilirim. Kendi ne istediğini bilmiyor bide adamı uğraştırmıyor mu tam cinayete sebeplik. İlk sayfaları ve son sayfaları su gibi aktı. Ortadaysa Hester aldı başını götürdü. Jes`se o sıra biraz yatakta meşguldü. Bu arada neden bilmem sevgili yazarımız kadın karakterleri ısrarla sarışın yapıyor. Erkeklerdeyse siyah saç  renkli göz fiksi.  Kitap serimsi bişey ama bunlarla pekte alakalı olmayan kişiler ama kitapta fark etmeden okuyorsunuz. Serininde üçüncü veya dördüncü kitabı olsa gerek. Hester`ı okumak isterdik ama bundan sonra gelende Hester yerine bi başkasına anlatmayı tercih etmiş. Yazarı yazarın dilini seviyorum ve yayın evinin bu kiatpların serisinin tamamını basmasını talep ediyorum. Bence okuyun yazar çünkü gerçekten döktürmüş. Sorunlu geçmiler, aşk, tutku, duygusallık, ünvanlar..



      Benim hayalimdeki Alistair à James Marsden neden derseniz tanıma uygun ve bu adam cidden çokk şeker.


     Jessica ise Kate Bsoworth..

     Şarkıysa....





Benzer Yazılar

Hiç yorum yok: