BAŞLANGIÇ :THE READER

/
1 Yorumlar
                                                    
 Uzun zamandır duyduğum ama dram sevmeyip, izleyeceğim diyip ama bi türlü izleyemediğim filmi sonunda izledim. Her vize zamanı kaytarmak için bir şeyler buluyordum filmde açıkçası ona denk geldi; ama keşke daha önceden izleseydim demedim dersem koca bi yalan söylemiş olurum. Dramlardan hoşlanmayan bana bile keşke dedirtti. Filmi de zaten duymayan kalmamıştır, izlemeyen dört kişiden sonuncusu da benimdir.


Filmin konusuna üstün körü bakıp bi kaç yorum okumuştum. Bazıları filmin harika; bazılarıysa filmin sıkıcı ve erotizmi fazla olduğunu söylemiş. Film ailece izlenmez, en azından ilk yarım saati; ama bana göre iş erotizmden çok Kate Winslet`in harika oyunculuğu ve cesaretiydi. Bence herkesin öyle kolayca ekrana çıplak çıkması hele ki bunun üzerine bide rol yapması kolay iş değil. Kadının cesaretine hayran kaldım çünkü çıplak bi şekilde onca kişi önünde işini yapması kolay olmasa gerek. Bir oyuncu; rolünü, oyunculuğunu desteklemek için aslına bakılırsa kıyafetlerinden pek çok kez yardım alırken o tüm bunlardan sıyrılıp sadece kendi yeteneğini kullanmış. Filmi izlemeden önce kadınla çocuğun arasındaki yaş farkına az çok ön yargıyla yaklaşsam da film bunu tamamen değiştirdi. Filmde bundan çok çok daha fazlası vardı. Ruhu olan filmlerden…Bi çocuğun ilk birlikteliğiyle oluşan bi tutku aşk ve hayatının devamında onu nasıl derinden etkilediği…Bi kadının bilmediği şey yüzünden başkalarına muhtaç olması, bunu yüksek sesle söyleyemeyecek kadar utanması…



 Filmin en can alıcı noktalarından biride Michael`in Hanna Schmitz`i mahkeme salonunda tekrar görmesiydi. Konuyu yarım yamalak okuduğum için bende şaşkınlık yarattı. Yalnız mahkemede kadının tüm utancını yenip sesini çıkarmamasına artık genç olan Michael`in kadının fikrine saygı duymak adına sessiz kalmasına sinir olmadım desem yalan olur. Kadın onu ne kadar hayal kırıklığına uğratırsa uğratsın aşık işte. İçten içe kudurdum kadının onca yıl tüm suçu üstlenip tek başına en ağır cezayı çekmesine. Benim iç sesimi susturup filme dönecek olursak yıllar geçse de çocuğun kadından vazgeçememesine kadının azimle okumayı öğrenip umutsuzca mektup yazmasına hayran kalınmayacak gibi değildi. Temposunu hiç düşürmeyen bi filmdi. Naifliği, duygusallığı, yumuşaklığı kalbinize dokunuyor ve kesinlikle size çok şey katıyor. Çocuğun filmde söylediği bu sözleriyse insan düşünmeden edemiyor:

''Hiç bir şeyden korkmamıştım. Daha fazla acı çektikçe daha fazla aşık oluyordum. Tehlike aşkımı daha da büyütüyordu. Onu keskinleştiriyordu, ona lezzet katıyordu. İhtiyaç duyacağın tek melek ben olacağım,başlangıçtakinden çok daha güzel bir hayat yaşayacaksın. Cennete geri alınacak ve sana bakılıp şöyle denilecek: ‘Sadece tek bir şey ruhun eksikliğini tamamlayabilir. Buda… aşktır. ''



Son olarak filmin teorik kısmına gelirsek Bernhard Schlink imzalı aynı adlı romandan uyarlanmıştır. Uyarlanan senaryosunu David Hare yazmış, filmi Stephen Daldry yönetmiştir. Baş rollerinde Ralph Fiennes ve Kate Winslet yer almaktadır. Konusu 2.Dünya Savaşı bittikten sonra yaralarını sarmaya çalışan Almanya’da Michael adlı genç çocuk tesadüfen tanıştığı, kendisinden yaşça büyük Hanna Schmitz’eaşık olmuştur. Michael’ın bu isteği karşılıksız kalmaz. Gizlilik çerçevesinde yürütülen bu ilişki, Schmitz’in bir anda, ortadan kaybolmasıyla biter. Aradan 8 yıl geçmiştir. Michael çalışkan bir avukat olmuştur. Nazi suçlularının yargılandığı mahkemelerde gözlemcilik yapmaktadır ve bir gün Hanna’yı sanıklar arasında görür.Altın Küre, BAFTA ve Akademi Ödülleri'ne aday gösterilen film Kate Winslet`e Oscar ödülü getirmiştir. Daha önce izlememiş oluptaizlicek olanlara ve tekrar tekrar izliceklere keyifli seyirler .





Benzer Yazılar

1 yorum:

  1. Güzel bir filmdi bu. Yalnız Kate çok hoş değil mi :D

    YanıtlaSil